ON DÜSTUR VE DERSLERİN İZAHI, OKUNMASI VE DİNLENİLMESİ HAKKINDADIR

اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللّٰهِ وَ بَرَكَاتُهُ

Azîz Sıddîk Kardeşim.

Evvelen: Bilmukabele binler selâm ile saâdet-i dâreyne mazhariyetinizi ve îmân, Kur’an yolunda muvaffakiyetle sarsılmadan fütursuz mesâiye muvaffak olmanızı eltâf-ı Sübhâniyeden diler, oradaki ihlâslı kardeşlere de birer birer selam ve dualar yollarım.

Saniyen: Bazı izâhı istenilen şeylere suâl ve cevap tarzındaki son yazının yeni elinize geçmiş olması sebebiyle intibaınızı ve tenkidinizi muhtevi mektubunuzu aldım. Kalbinize gelen ve hayli zamandır sizi ma’nen meşgul ettiğine kâni olduğum havâtırı def için bazı cihetleri bildirmekte fâide umuyorum.

BİRİNCİSİ: Risâle-i Nûr’un metninde öyle bir halâvet var ki; onun yerine başka Türkçe bir yazıyı koymak tecviz edilemez. Hatta merhum mübarek Üstadımız bu fakire ıslâh etmek salâhiyetini verdiği zaman, şöyle cevap vermiştim. “Islâh değil, belki bir harfinin yerini değiştirmeye razı olamadığım gibi sizin şivenizle okumakdan haz duyuyorum.” Bu mes’ele de ayrı bir fikrimiz yoktur.

İKİNCİSİ: İzâhlarda; gerek yazı ve gerekse şifahi sohbetlerde İslam büyüklerinin, Allah dostlarının yazılarından bahsetmekte hiçbir mahzur yoktur. Üstad da sohbetlerinde ve eserlerinde onlardan bahsetmişlerdir.

ÜÇÜNCÜSÜ:  Okumak, öğrenmek için olduğu gibi, öğrenmekte tatbîk etmek içindir. Mesela: Nûr’lardan bir saat okuduk. Dışarı çıktığımız zaman biri bize dese ki; Efendiler bir saatlik dersinizden ne fâide elde ettiniz? Bu zata verilecek cevap her halde istifâdeli ders yaptığımıza delalet edecek kadar manalı olmalıdır. Yoksa “Çok güzel ders yaptık amma, size küçük bir hülasasını da söyleyemeyeceğim.” demek muvafık düşmez. Öyle ise okunan şeylerin, zihinde mücmel hülâsalar halinde kalması lâzımdır. Papağan gibi okumak veya hıfz-ı elfâz etmek bir ni’met olan o dersin hak şükrünü eda etmeğe kâfi değildir. Risâle-i Nûr şakirdlerinin bu hâli öteden beri tenkit edilegelmiştir. Bidâyette bende yalnız okumakla iktifâ ediyordum.  Sonra lütf-u İlâhi ile bu tarz okumanın kâfi olmadığını anladım. İzâhlı, yani mütefekkirâne okumayı tercih ve Nûr’ların hâdimi kardeşlerime tavsiye ettim.

DÖRDÜNCÜSÜ: Beni herkesten evvel bu işe sevk eden mübarek Üstadım oldu. Israrla “Bu sözü veya bu mektubu nasıl buldun, intibâını yaz!” diye emir ederlerdi. Zaten daha ilk mülakâtımızda “Uzaklığın alâmeti olan mektuplaşmak âdetim değil, fakat sen yaz!” diye emir ettiklerinin neticesi Mektubat un Nûr meydana gelmişti. Lütf-u Hâk’la Üstada yazdığım o intibâlarımdan hiç biri reddedilmemiş, belki, “Senin mektubun, bu havalide ki kardeşleri şevke ve cûş u hurûşa getirdi” tarzında cevaplar vermiştir.

BEŞİNCİSİ: Risâle-i Nûr tarikat dersi vermez. Fakat  تَفَكُّرُ سَاعَةٍ خَيْرٌ مِنْ عِبَادَةِ سَنَةٍ hadisi sırrınca tefekküre çok kıymet ve ehemmiyet verir. İzâhlar o tefekkür-ü îmâninin meyveleri olduğu gibi en geniş ve sâlim bir tarîk olan acz-mendî tarîkinın dört esâsından çok ehemmiyetli bir rüknüdür.

ALTINCISI:  Sizce medâr-ı tenkit görülen son izâhda, bu zümreden fâideli bir izâhtır. Her taraftan gelen cevaplarda da fâideli görüldüğü bildiriliyor. Ben de bu yazıyı hilâf-ı mutâd çok okudum. Marifetnâmeden alınan küçük bir kısım müstesna, diğerlerini zararlı görmedim. Marifetnâmenin o kısmı da gösteriyor ki Nûr’lardaki tarz-ı beyân daha âlidir. Marifetnâmeden bahis ihtiyarsız olmuştur. Belki de arzuma muhalif olarak hilâl gibi bazı mecmuâlarda bir kısım yazılar evvelce neşredildiği ve Risâle-i Nûr’dan bahis edilemediği için bu tarz daha mâkul ve ihtiyatlı olduğundan, ihtiyarsız o bahse temas edilmiştir.

 

YEDİNCİSİ: Risâle-i Nûr’dan bazı ihlâslı müdakkik kardeşlerin suâllerini çok fâideli buluyorum. Cevaplar da o ihlâslı zatların ihlâslarının, inayet-i İlâhi ile fâideli cevaplar verilmesinde büyük âmil olduklarını itiraf etmek zaruretindeyim. Onun için o zatlardan memnunum ve aslâ müşteki değilim.

SEKİZİNCİSİ: İzahlar, cevaplar haşa sümme haşa ne Kur’an’dır ve ne hadistir ve ne Risâle-i Nûr’dur. Ancak Risâle-i Nûr’dan medet alan avâmca tefekkür-ü îmânidir. Uzun uzadıya düşünmeye muhtaç olmadan EKSERİSİ GAYET KISA ZAMANDA SATIRLARA İNTİKAL EDEN İLÂHİ VÂRİDÂT VE İLHAMÎ YAZILARDIR. Bunları yerlerine gönderirken, eğer fâideli buldunuzsa başkalarının da istifâde etmesine çalışınız. Şayet hoşunuza gitmezse oralarını tekrar yazınız, izâhına çalışayım demek usûlümdür.

DOKUZUNCUSU: Risâle-i Nûr’un izâha muhtaç yerleri vardır. Bunu kimse inkâr edemez. Fakat izâh nasıl olmalıdır? Ben bunu şifahi ve tahriri şöyle ifade etmekteyim; Risâle-i Nûr’un izÂhı, Risâle-i Nûr’la olmalıdır. İndi izâhlara kalkışmak hatarlıdır, işi çığırından çıkarmaya sebep olur. Merhum Üstadımız da izâhlara müsâade buyurmuşlardır.

Risâle-i Nûr’un okunması ve dinlenilmesi de şöyle olmalıdır:

Risâle-i Nûr’u okuyan zat, Okuduğum eser; “Allah’ın bir lütfu olarak şu zamanda ehl-i îmânın ma’nevi yaralarını tedavi edecek Kur’an’ın eczahâne-i kübrâsından ihsan buyrulmuş tiryâktır. Ben ve dinleyiciler ma’nen hepimiz yara bere içindeyiz, mütefekkirâne dikkatle okumaklığım, şayet kalbe hutûr ederse bu okuyacağım derste müphem bırakılmış yerlerin diğer bir dersteki daha vâzıh şeklini kardeşlerime söylemekliğim lazımdır” demeli. Bir ders devam ederken, bir evvelki derste bulunmamış bir zata okunan kısmı icmâl etmeli ki alâkadar olabilsin. Ve arada suâl eden olursa, cevaba muktedirse cevap vermeli veya ders sonunda bu hususu beraberce tetkik edelim demeli.

Okuyucu: Derse, Salavât-ı şerife ve mümkünse mevzua münasip bir veya üç hadis-i şerif okuyarak başlamalı. Okuyan zatla dinleyiciler, tam ihlâslı olmalı, kalplerinden her türlü huzura mani olacak şeyleri atmalı, ma’nevi kapları olan kalplerini gıll u gıştan boşaltmalı, Kur’ani çeşme-i rahmete sâfi ve selîm kalble teveccüh etmeli ki feyiz alınabilsin.

Dinleyiciler: Okuyan zatın eserini değil, belki Kur’an’ın bu asrın, ehli imanın imdâdına gönderilen hakâik-i imaniyeden bahseden derslerini dinlediklerini mülâhaza eylemelidirler ki dersler ruhlu, nûrlu ve ma’nalı olsun. İstisnasız o derste bulunanlar da ma’nevi kablarına bir şeyler koyarak dersten ayrıldıklarına yakîn hâsıl etsinler.

 

ONUNCUSU: Sizin tenkidinizin Risâle-i Nûr’a fart-ı muhabbetten geldiğine şübhem yok. Bizimde aynı muhabbeti beslediğimize, size şüphe gelmemelidir. اِنَّمَا اْلاَعْمَالُ بِالنِّيَّاتِ ve  إِنَّمَا يُبْعَثُ النَّاسُ عَلَى نِيَّاتِهِمْ hadis-i şerifleri tefekkür-i îmâniyeden gelen izâhlardaki kusurları setre ve ıslâha sizi sevk etmeli ve sizce kusurlu görülen şeyleri şu on maddelik icmallerdeki hakikâtlarla muvâzene edip hükme varılmalıdır. Binaenaleyh mademki hoşunuza gitmemiş yukarıda beyan ettiğimiz gibi o yazıyı hiç almamış olduğunuzu kabul etmeniz en salim bir harekât tarzı olur. Sözü daha fazla uzatmadan bu kadarla iktifâen hayır duanızı daima bekler ve cümlenizi Cenâb-ı Hak’kın Hafîz ismine tevdî ederim.

El Baki El Hubbu Fillah

Muhibbi Muhlisiniz

İbrahim Hulûsi

 Orjinalini indirmek için tıklayınız.