2. Mektup (Neşredilmeyen kısım)

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ

وَ عَلَيْكُمْ السَّلاَمُ وَ رَحْمَةُ اللّهِ وَ بَرَكَاتُهُ

Aziz Âhiret Kardeşim ve

Hizmet-i Kur’ânda Gayretli Arkadaşım ve

Ders-i Esrâr-ı Îmanîde Zekavetli ve Ferasetli Tale­bem ve

Vefatımdan Sonra Sadâkatli Vari­sim,

Biraderzadem…

Şimdilik şu Çam Ağacı üstünde seni hazır ediyorum. Seninle konuşuyorum.

Evvela: Sana geçen mektubta yazdığım şu fıkra-i “Der tarîki acz-i mendi lâzım âmed çâr çiz: Acz-i Mutlak, Fakr-ı Mutlak, Şükr-ü Mutlak, Şevk-i Mutlak ey Aziz” El­bette fehmini merak etmişsiniz. İşte acz ve fakr sırları, çok Sözlerde ba­husus Yedinci Sözde anlarsınız. “Şükr-ü Mutlak” sırrı ise, Yirmi Dör­düncü Sözün, beşinci dalının ikinci meyvesi gü­zelce gösterdiği gibi, sâir Sözler dahi, o esas üzerine gidiyorlar. “Şevk-i Mutlak” ise Otuz İkinci Sözün, ikinci mevkıfının, üçüncü maksadının ru­muzları ve üçüncü mevkıfının çok yerle­rinde o sır izhar edilmiştir.

Saniyen: Sen ve Hakkı Efendi, beni çok memnun ve mesrur ettiniz ki: Gâyet güzel Otuzikinci sözü sen ve Yirmidokuzuncu sözü Hakkı efendi yazdınız. Cenâb-ı Hak sizlere yazdığınız o risâlelerin hurufatı ade­dince, size Rahmetiyle hasenat yazsın.

Kardeşlerim, çok güzel yazmışsınız. Yanlışları azdır, fakat Yirmidokuzuncu sözde, hem evvel sen bana yazdığın ve bu defa da Hakkı Efendinin yazdığında, bazı aynı yerde noksan var. Demek nüshanız yanlıştır. Ezcümle, İkinci Esasın, Onuncu medârında وَ مَا رَبُّكَ بِظَلاَّمٍ لِلْعَبِيدِ bahsinde “zâlim, fâcir, gaddar insanlar gâyet refah, rahatla ömür geçiriyorlar.” Orada şu fıkra noksan­dır. “Mazlum, müteddeyyin, hüsn-ü hulk sâhibi bazı insanlar gayet zahmet ve zilletle ömrünü geçiriyor­lar.”

Hem Otuz İkinci Sözün âhirindeki mü­nacaat da وَ اَنْتَ اْلاَمِينُ وَ اَنَا الْخَائِفُ   fıkrasından sonra

وَ اَنْتَ الْجَوَّادُ وَ اَنَا الْمِسْكِينُ

وَ اَنْتَ الْمُجِيبُ وَ اَنَا الدَّاعِى

fıkraları noksandır. Hem o sözün birinci mevkıfının âhirindeki Arabî şiirin

وَ تَنْشِدُ لِلْفَاطِرِ الْمَدَائِحَ الْمُبَهَّرَةَ ٭ اَوْ فَتَحَتْ بِكَثْرَةٍ عُيُونُهَا الْمُبَصَّر  den sonra şu fıkra geli­yor.

لِتُنْظِرَ للِصَّانِعِ الْعَجَائِبَ الْمُنَشَّرَةَ ٭ اَوْ زَيَّنَتْ لِعِيدِهَا اَعْضَائَهَا الْمُخَضَّرَةَ.. الۤخ.. Hem o sözün ikinci mevkıfının, ikinci maksadının hâtimesindeki haşir bahsinin âhirinde şöyle yazılmış: “Hikmet-i Rabbânîye iktiza etmiş ise, onları yahut bazılarını dahi yapar” doğrusu şudur ki: “Hikmet-i Rabbânîye iktiza etmiş ise, haşir ve neşr-i insanî ile beraber umum on­ları dahi yapacak veyahut mühim bâzılarını yapar.” Daha bunlar gibi ma’naya zarar verecek yanlışlar var. Fakat azdır.

Salisen: (İkinci mektup).. O mezkur ve ma’lûm talebesinin hediyesine karşı cevap­tan bir parçadır” da var.

Beşincisi: … (bana nâhoş geliyor) cüm­lesinden sonra:

İşte bu gibi esaslar için insanlardan is­tiğna ve tevekküle itimad edip ve kanaat ve iktisad ile amel ediyorum. İşte kardeşim, senin maddi hediyene mukabil, bu sırrımın keşfi sana mânevî bir hediye olsun. Hem demişsin ki, senin şalvarınla mü­badele ediyorum. Benim nâmıma kime is­terseniz veriniz.

Ey Kardeşim, kabul ettim, elli ya­malı bendeki senin şalvarını yine ken­dime verdim. Çünkü: Elli yamalı şal­varı beğenecek kendimden başka bu­lamadım.

Bu günlerde yanıma Ali Efendi ve Ham­zazâde Muhammed Efendi geldiler. Dediler “Kaidenizi kırmalı, Sıddîkınız Hulûsî Be­y’in hatırını kırmamalı” Ben de kaidemi kır­dım, senin hatırını kırmadım.

Sâir ihvanlara, husûsan Müftü Efendi ve Şeyh Mustafa ve Semerci Hüseyin ve Mev­levi Hüseyin ve Maşacı Hacı Hafız ve Mü­derris Mustafa ve Mülazım Edhem ve Dok­tor ve Bekir Sıdkı gibi dostlara selamımı tebliğ et.

Ekseri sana ettiğim hitapta, Hakkı Efendi beraberdir. Ve öyle niyet ediyorum. Çünkü: İttifakınız ittihad derecesinde olduğundan, ikiniz bence birsiniz. Onun için, ayrı bir şey yazamadığımdan gücenme­sin. Şimdilik Allah’a ısmarladık. Allah’a emanet olunuz.

Altıncısı: … Eserdekinin aynısıdır.

22 / Temmuz / 1930

اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى

Kardeşiniz Said Nursî

 

2. Mektup (Neşredilmeyen kısım)